|
Fatih
|
 |
« Yanıtla #1 : 15 Haziran 2009, 20:34:00 » |
|
Risale-i Nur’da da bu hakikat şöyle ifade edilmektedir: “İman ve muhabbetullahın neticesi: Ehl-i keşif ve tahkikin ittifakıyla; dünyanın bin sene hayat-ı mes'udanesi, bir saatine değmeyen cennet hayatı ve cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat müşahedesine (görmesine) değmeyen bir kudsî, münezzeh cemâl ve kemâl sahibi olan Zât-ı Zülcelal'in müşahedesi, rü'yeti (görmesi)dir ki; (Hâşiye) hadîs-i kat'î ile ve Kur'ânın nassıyla sabittir.” (Hâşiye: Hadîsin nassıyla (kesin ifadesiyle) o şuhud, bütün lezaiz-i cennet'in o derece fevkindedir ki, onları unutturur. Ve şuhuddan sonra ehl-i şuhudun hüsn-i cemali o derece fazlalaşır ki; döndükleri vakit, (kendilerinden önce dönen) saraylarındaki aileleri çok dikkat ile zor ile onları (onlar da ailelerini) tanıyabilirler, hadîste vârid olmuştur.) (Sözler 311)
Demek, insan için en mühim gaye, cennet ve Cemâlûllah’ı kazanmaktır. Çünkü dünyada verilen memuriyetle gösterilen sadakate mukabil, Rabbimiz bizlere cennet ve cemalini ihsan eder. O cennet ve Cemâlullah’tan istifade ise herkesin iman ve ibâdetine göredir. Kimi var ki, Cuma’dan Cuma’ya; kimi var ki, her gün; kimi de sabah - akşam Cemal-i İlahî’yi görür. Bayezid-i Bistami Hazretleri diyor ki: “Cenâb-ı Hakk’ın bir kısım has kulları vardır ki, cennette bir saat Cemal-i İlahî’yi görmezlerse, cennet ve cennetin nimetlerinden, cehennem ve cehennem azabından ALLAH’a sığındıkları gibi ALLAH’a sığınırlar.” Demek Cemâlûllah’sız bir cennet, bir kısım zatlar için cehennem olur.
Hazret-i Enes (ra) rivâyet ediyor: “Resûlullah ferman etmiş: “Şübhesiz cennette bir çarşı var. Her Cuma günü cennet ehli ona gelir. Kuzeyden esen rüzgâr, onların yüzlerine ve elbiselerine her çeşit kokuları serper. (ALLAH onlara görünmek ile tecelli eder) Böylelikle artan hüsün ve cemalleriyle onlardan önce (saraylarına) dönen ailelerine dönerler. Onların ehli onlara der ki: ALLAH’a yemin olsun ki, bizden sonra hüsün ve cemaliniz artmıştır. Onlar da: ALLAH’a yemin ederiz ki sizin de bizden sonra hüsün ve cemaliniz artmıştır, derler.” (Müslim)
Cennette Cenâb-ı Hakk’ı görmenin derecesi farklı farklı olacaktır. Bazıları sadece gözleriyle, bazıları bütün yüzleriyle ve bazıları da bütün cisimleriyle Cenâb-ı Hakk’ı görecektir. Bu ise en tatlı, en şerefli ve en yüce olandır. Rabbim bizi bunlardan eylesin. (Âmin)
Cennette Cenâb-ı Hakk’ın cemâlini görmek hususu sadece erkeklere mahsus olmadığı, hadislerin erkek - kadın ayırt etmeden umumî bir şekildeki ifadelerinden, yukarıdaki hadisin bizzat ifadesinden ve Rahmet-i İlahîye’nin genişliğinden anlaşılmaktadır. (Tacu’l-usûl)
Eğer denilse dünya hayatı da yaşamaktır, âhiret hayatı ve Cemâlûllah’ı görmek de yaşamaktır, nasıl oluyor da Cemalullah’ı görmenin bir saati cennet hayatının bin senesinden ve cennetin de bir saati dünya hayatının bin senesinden daha üstün olabiliyor? Birbirinden bu kadar farklı iki çeşit hayat olabilir mi?
Evet olabilir. Anne rahminde yaşamak ile dünyadaki yaşamanın birbirinden ne kadar farklı olduğu herkesçe malumdur. Hatta anne rahminde veya uykuda bin sene yaşamak dünyada bilerek bir saat yaşamaya mukabil gelmez. Çünkü anne karnında veya uykuda iken gözleri var görmüyor, kulakları var işitmiyor vs.. Buna binaen denilebilir ki ruhlar âleminde yaşamanın da bin senesi anne rahmindeki yaşamanın bir saatine mukabil gelmiyor. Çünkü ruh, anne rahminde ceset giydiğinden ruhlar âleminde yaşamaktan çok farklı istifade eder. Şüphesiz bu mukayesenin dünya hayatı ile ahiret hayatı, ahiret hayatı ile Cenâb-ı Hakk’ı görmenin arasında da geçerli olduğunu, hikmet-i İlahî iktiza ettiği gibi akıl da kabul eder.
muhammed zakir irfan mektebi
|
|
|
|
|
Logged
|
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفَاتِ الرَّسَاۤئِلِ الَّتِى كَتَبْتُمْ وَتَكْتُبُونَ Yazdığınız ve yazacağınız Risale-i Nur’ların harfleri adedince ALLAH’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Amin. Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir.Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim. Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyleyse, her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktıysa kalbde saklayınız. Bakır çıktıysa, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz.( bediüzzaman hz.)
|